top of page

İç'e Dönüş

  • Yazarın fotoğrafı: Nergis
    Nergis
  • 13 Mar 2022
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Haz 2025

2022'nin üçüncü ayının ortalarındayız, insanlar pandemi ile mücadeleye devam etmekte, Nergis de çok sık olmasa da ara sıra yazmakta. Dijital platforma, yazdığı şeyleri taşımıyor oluşunun birden fazla sebebi olabilir, ya da hiçbir sebebi yoktur kim bilir ? Belki bunu kendisi de bilmiyor, sanırım rafa kaldırdığı pek çok şeyin tozunu silkeleyip ayıklamakla meşgul, insanlar fazla yoruyor onu bu sıra :)


Her geçen gün biraz daha büyümekte, her an daha da değişmekte insan. Bunu bazen sever, bazen de bu huyundan mütevellit başına gelmeyen kalmaz, ama dedik ya insan bu, başına ölüm haricinde gelen her şey zor da olsa başa çıkılabilecek bir durumdur insan için.

Peki kişi öldüğünü fark etmeden ölebilir mi ?

Fiziken bir yaşamın sonlanması ise konu, cevaplarken bilimsel metodları kullanmadan açıklamak mânâsız olacaktır, zaten bizim üzerinde duracağımız kısım da kişinin fiziki bir ölümden ziyade içsel bir ölümü, içimizi ve içimizdekileri öldürmekten bahsediyorum. İç'ten bahsediyorum.

Etimolojisine baktığımızda birden fazla anlam çıkar karşımıza ama benim sevdiğim ve üzerinde duracağım kısmı "Oyuk olabilen ya da oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu" tanımıdır. Zihnimiz ve gönlümüz bu boşluk tanımında bahsini geçirmemiz gereken kavramlardan gibi sanki :)

Doğa boşluk kabul etmez. oldum olası sevmez boşlukları, insan da doğanın bir parçası olduğuna göre -ya da olması gerektiğine göre desek daha doğru olur- insan da tabiatı gereği boşluklardan haz etmeyeceği için bunu doldurmaya ve bir ağırlık, bir anlam kazandırmaya çabalayacaktır.

Başta sözünü ettiğimiz ölüm kısmına geri dönelim ve soruyu biraz daha zorlaştırıp, farklı bir forma sokup tekrarlayalım, eğer kişi kendi tabiatından kendisini göremeyecek kadar uzaklaşırsa, kişinin ölümü kişiye gerçekten bir ölüm gibi mi gelir, kendisinden bu denli uzaklaşan bir kişi kendisini ve çevresini peş peşe öldürüp, yargılanmadan aklanabilir mi ?

Dostlar; ben kendisini tanımaktan, özünü kavramaktan biçare olan kişilerin mutlu olabildiğini hiç görmedim, dönüp kendisine kimim ben, neyi istiyorum sorusunu sormaktan dahi aciz olan insanlar, sorarım size ölüm denen kavramın basit bir fizyolojik sonlanmadan ibaret olmadığını nasıl anlayabilir ?

İnsan kendisinden sevgiyi esirgediği an, insan kendisinden "kendisini" esirgediği her an ağır oyuklar oluşturur yüreğinde, ve o oyuklar geçici heveslerle doldurulur, o geçici hevesler bir havai fişek misali başta dolduruverir o boşluğu, sonra bir bakmışsın aslında orası hiç dolmamış, sen dolu görmek istemişsin sadece. Kısa bir süreliğine de olsa orası dolu demişsin.

Her gün ölüyor bazılarımız, bazılarımız pes ederek öldürüyor kendilerini, bazılarımız pes etmeyerek. Bazılarımız evet dediği için ölüyor bazılarımız demediği için. Biz kendimize sormadığımız, kendimizi kendimizde aramadığımız, özümüze dönmediğimiz her gün, yavaş yavaş ölüyoruz.

Bundan sonra ölmemek, öldürmemek dileğiyle

Sağlıcakla kalın.

 
 
 

Yorumlar


Yazı: Blog2_Post
bottom of page